Darbelerin Kaynağı

25 Temmuz 2017 Salı, 14:20

Eğitim Yolu ile Cahilleşme ve Medya Yolu ile  Kimliksizleşme/Ahlaki Yozlaşma

                Prof. Dr. Osman Çakmak

15 Temmuz gecesi  büyük bir saldırıya uğradı ülke. Bu ülkenin asil halkı, destansı bir direniş ortaya koydu ve saldırıyı püskürttü.

15 Temmuz Darbe teşebbüsü ile ülkemize yapılan küresel saldırı insanımızda büyük bir zihni dönüşüme kaynaklık etti. Millet olarak adeta yeni bir çağın ve yeni bir miladın başında olduğumuzu hissediyoruz. Özlediğimiz birlik ve beraberlik ruhunu yeniden keşfediyoruz. Birçok ön yargılarımız yok olmaya başladı.

Ülkeyi toptan bir sömürü düzenine tabi kılma teşebbüsü olan Darbeyi püskürttük ama darbelere zemin hazırlayan   nitelik seviyemizi yükseltecek, bünyemizi sağlamlaştıracak tedbirleri alıyor muyuz?  Şunu daha açık şekilde öğrendik ki, hain eller ülkeyi işgal etmek için düzenli ordularla değil maşalarla çalışıyorlar,  gizli ve üstü örtülü bir şekilde planlar çeviriyorlar. Algı operasyonları   ile ülke insanın toptan yanıltıyor ve yanlış yerlere sevk ediyorlar. Bunun aracı da eğitimle kimliksizleştirme ve cahil kılma…  Medya yolu ile ahlaki yozlaşma..

“Sorma, Düşünme,  İtaat Et”  (Biat) Kültüründen Kurtuluş Yolu

Ülkemizde mevcut eğitim yapısı körü körüne şahsa bağlı olmayı ve bir mankurtlaşmayı destekliyor  ve ortam oluşturuyorsa  yapmamız gereken açıktır.   İnsanları  kendi aklının sahibi  yapabilecek eğitimi ikame etmektir. Aksi halde  Kuran- Kerim’in   “Allah aklını kullanmayanların üstüne pislik yağdırır” hakikati  hükmünü icra etmeye devam edecektir. Bilimde teknolojide  Batıya bağlılığımız  sürecektir.

İnsanlarını  “kuzu kuzu” yetiştiren bir eğitim sistemi toplumu  koyun sürüleri  haline getirmektedir.. Böyle sürüleri idare etmek için de “işgüzar çobanlar”, hatta dünya  çapında “küresel krallar”  ve  “derin ve parelel-FETO gibi  güçler”  devreye girmektedir.

Halihazır uyguladığımız   “şartlandıran eğitimle” öğrenci istenen hareketi yapmak üzere programlanan ‘robot’ tan bir farkı kalmamaktadır.  Unutmayalım ki temeli benimsetme ve şartlanma kültürü olan bu  ezberci yapının  ‘ıslah ve uyum’ işlevi    ve ‘bütünleştirici’ etkisi vardır.   Eleştirel bakış yok olmaktadır. Bu eğitimin tezgahından geçen fertler hipnotize edilmişcesine istenilen yöne kolayca çevrilebilmektedir.

Çeşitli nedenlerle biat’tan (bu eğitim yapısından)  vazgeçmeyip,   darbe eğilimlerini önlemek için  okullara dersler koymak, anti-darbe yolunda beyin yıkamak, darbe cezalarını daha artırmak, okulları ve kurumları sivil kurumlara bağlamak ve benzeri önlemler, sonuçta daha da baş edilemez belalara yol açacak ve  çözüm getirmeyecektir.

15 Temmuz Vakası zihnen dönüşüm için de  bir milad ve dönüm noktası oldu.  Mevcut eğitim ve okul yapısının  zihni köleleştirmeden öte bir işe yaramadığını daha iyi görmeye başladık.  Zihnen özgürlüğümüzü elimize geçireceğimiz, kimliğimizi ve eğitimle insanlığımızı bulacağımız günlerin özlemi içindeyiz.  Eğitim ve bilim dünyamız üzerinde gerçeği örten perdeleri daha iyi fark ediyoruz şimdi. Algı operasyonu yapan derin kaynaklar  artık eski gücünü kaybediyor.  İnsanımızın gerçekleri görmesine mani olan büyük perde kalktı. Şimdi büyük uyanışın zamanı; bilimle ve eğitimle; kendi medeniyet değerlerimizle gerçek kalkınmaya geçme ve gerçeklerle/hakikatlerle buluşma zamanı.

Kendi Medeniyet ve Değerlerimizi Yansıtan Müfredat ve Ders Kitapları

Ülkemiz, son birkaç asırdır sürekli Batı’ya bakarak hizaya gel­meye çalıştı. Bu sebeple de başta eğitim olmak üzere hemen her alanda   kopyacı  ve taklitçi bir anlayış hakim oldu. Peki, “Batılı” olduk mu? Hayır. Çünkü aslında iki alternatif vardı: “Kendi olmak” ya da “bütünüyle kimliğini terk edip başkası olmak.” Bu ikisinin ortası mümkün değildi ve olamayacağı yaşanarak da gö­rüldü. “Batı’nın yalnız ilmini almak” gibi masum bir anlayışın bile pratikte mümkün olmadığı anlaşıldı.

Öyle bir insan düşünün ki bu insan, kendi hayatını ve geleceğini kurabiliyor, kendi gözleriyle görebiliyor. Ruh ve kalbi nefis esaretinden kurtarıldığı gibi, açılan tefekkür ve tahkike dayalı talim ve terbiye ile de fert kendi dünyasında özerk ve özgür beyinlere sahip oluyor.  Sonuçta öğrenmede sathilikten derinliğe geçiyor. Ezber ve taklit yerine, tahkik ve anlama ön plana çıkıyor. İşte özlediğimiz eğitim dünyası  budur.

Artık kendimiz olmak, evrensel bilim ve hikmetten beslensek de kendi kültür ve medeniyetimizin gereği olan üslubu bulmak zorundayız. Okullardaki eğitim bunu kazandırmıyor. Bazı olumlu düzenlemeler yapılsa da meselenin özellikle “paradigma”  ve “müfredat”boyu­tuyla ciddi şekilde irdelenmesine ihtiyaç var.
Bilim diye, objektiflik diye sunulan pozitivist, determinist, mater­yalist anlayış zihinleri şekillendirmesine karşı,  sağlam bir “ilim” ve “irfan” dersi almak için müfredatta, ders kitapları yazımında kendi okul ve eğitim sistemimizi kurmaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

Zihinlerin Kuru bir “malumat eğitimi” yerine gerçek bir “kişilik eğitimi” verecek ve  okulları “eğriliklerin mekanı”  olmaktan kurtaracak teşebbüslerin zamanı geldi ve geçiyor.  Milli eğitim  reformlarını yap boz tahtasına çeviren  gizli eller artık defişre edilmeli.

Önce kendimize has eğitim modeli ve sistemini inşa etmekle  işe başlayacağız.   Çocuklara ve gençlere fıtri ve  doğal öğrenme eğilimlerine   aykırı ve baskıcı, aşırı zorlamaya dayalı yöntemlerle, ardışık tekrarlar yoluyla belleğe nakşetmek şeklindeki eğitim metotlarını  tarihin çöplüğüne atacağız.

 

 

 

 

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz