Güneş’in Kaderi

09 Ekim 2017 Pazartesi, 11:16

Alacakaranlığın  yavaş yavaş eriyişi,  ağaran Tanyeri ve pembeleşen bulutlar, Güneşin haşmetli doğuşunu müjdeliyor.  Aynı Güneş batarken de, kırmızıya çalan sarılardan ışıklı morlara kadar, âhenkli renk cümbüşü ile biz seyirci misafirlere Sahibi’nin izniyle gökyüzü sahifesinde harika tabloları sunar.

Prof. Dr. Osman Çakmak

İnsanoğlu, Güneş’i teleskopla izlemeye başladığında fokur fokur kaynayan bir yüzey görüntüsüyle karşılaşmıştı. Güneşin bize görünen yüzü ışık küreydi, bu tabakayı kaplayan tanecikler ise birer Güneş yanar-dağlarıydı ve sayıları 4 milyonu buluyordu. Yükseklikleri ise 300 km ile 1450 km arasındaydı. Ancak ömürleri çok kısaydı: 7 veya 10 dakika. Güneş yüzeyini anlatmak için yapacağımız her türlü benzetmede herhalde hayal gücümüz yetersiz kalırdı. Dünyadan bir milyon üçyüzbin defa büyük bir alev topu!  Fokur fokur kaynayan yüzeyden yüzbinlerce km öteye fışkıran alev alev girdaplar! Sürekli çalkalanan korkunç dalgaların hükmettiği fırtınalı bir deniz!.Dipten yüzeye doğru yükselen dev hortumlar!. Her saniye patlayan milyonlarca atom bombası eşdeğerinde üretilen ışık ve radyasyon!.   İşte her sabah yumuşacık ışığı ile pencerelerimizi tıkırdatan güneş… Güneşteki hidrojen ve helyum iyonları, elektron ve proton gibi gaz iyon karışımından ibaret bu kozmik çorbayı insanoğlu dünyada da kaynatmayı çok denedi. Ne yazık ki füzyon teknolojisini başaracak, kâinatın bu en verimli ve en yüksek enerjisini burada üretecek sırra hâlâ ulaşamadı. Çünkü nükleer füzyon elde etmek için atom çekirdeklerini birbirine çarptıracak enerjiye ulaşmak yeryüzünde kolayca mümkün olamamaktadır..

Hidrojen çekirdekleri pozitif elektrik yüklü olduğundan bir araya getirmeye çalıştığınızda bunlar birbirlerinden kaçınmak için olanca güçlerini harcarlar. Bunu dünyada başarmanın tek yolu çekirdeklerin birbirine çarpmasını sağlayacak kadar hızlı hareketlerini temin için hidrojeni on milyonlarca derecelerde ısıtmaktır. Güneşin füzyon reaktörü ısının 15 milyon derece santigrat olduğu merkezde yer alır. Güneşin merkezi Güneşin dış tabakalarının ağırlığı ile dünyadaki atmosfer basıncının milyarlar katı basınca ulaşır.

Güneş Lekeleri

İşte Güneşi ateş ve ısı cehennemine çeviren, nükleer santral bu basınç ve sıcaklık şartlarında çalışmaya başlar ve sonuçta hidrojenler helyuma dönüşür.. Güneşin yüzeyi, ışık küre tabakasında dikkati çeken şey sadece fokur fokur kaynayan ateş ve ışık fırtınası değil elbette. Aynı zamanda yer yer şiddet ve yoğunluğu değişen, hareketli ve çok şiddetli manyetik alanlar da güneşin dikkate değer olaylarındandır.

Diğer yerlere göre koyu görünen ‘Güneş lekelerini’ teleskoplarımızı Güneşe çevirdiğimiz yıllardan beri biliyorduk. Ama onun neden ve nasıl oluştuğu hâlâ da araştırma konusu. Konunun uzmanlarına göre Güneş lekeleri, manyetik alan düzensizliği sonucunda o alandaki sıcaklığın çevreye göre düşmesinden ileri geliyor. Bu bölgeler 2000 derece kadar daha düşük sıcaklığı, 500 Gauss’dan başlayıp 4.000 Gauss’a kadar çıkabilen olağanüstü manyetik alanları ile diğer bölgelerden farklılık arz eder. Güneşin diğer bölgelerinin 1 Gaus manyetik alana sahip olduğunu hatırlatırsak bu bölgelerde ne denli yoğun bir manyetik alan tesirinde olduğu anlaşılır?

Güneş lekelerinin sebebi önceleri, lekeli bölgelerde enerjinin tükenmesi (yani yakıtın bitmesi)  olarak düşünülürdü. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi yeni yaklaşım, güneşin manyetik alanının oluşturduğu çekim kuvvetinin o bölgelerde arttığı, bu aşırı çekim kuvvetinin ışık parçacıklarını (fotonların) dahi güneşten ayrılmasına müsaade etmeyip, bu parçacıkların (ayni ışığın güneşin kendi üzerine toplanmasıdır. O bölgelerde ışık, bu  manyetik çekimden kurtulup uzaya yayılamadığı, bize ulaşamadığı için de oraların nispeten karanlık görülmesine sebep olduğu anlaşılmaktadır. Yani hadise  Bediüzzaman’ın tefsirindeki gibi, “ışığı geriye alıp güneşin başına sarma” hadisesidir. Üstelik çekimin yoğunlaştığı ve lekelerin meydana geldiği bu noktalar dağınık ve düzensiz değil, güneşin elektromanyetik alanına uygun kıvrımlı çizgiler halinde sıralanmaktadır. Yani aynen başa sarılan sarık gibi.

Güneş Patlamaları

Güneş sadece ışın ve ısı üreten bir fabrika değil; aynı zamanda ani ve şiddetli patlamaları ile dört bir yana sürekli elektrik yüklü parçacıklar üfleyen bir makine gibi de çalışır. 1972 Ağustosunda güneş kıvılcımlarının ilk görüldüğü 130 yıldan bu yana en büyük patlamalardan birisi vuku bulmuştu. Üzerlerinde sadece uzay elbisesi olan astronotlar bu radyasyon dalgasıyla karşılaşmış olsalardı hemen ölürlerdi. Güneşteki yoğun manyetik alanlar güneş lekelerinin oluşmasının ve bu bölgelerdeki şiddetli patlamaların ana kaynağıdır. Bu patlamalar çok şiddetli olunca Güneş maddesinin hızı güneşin çekim alanından kurtulmak için gerekli hıza (618 km/saniye) ulaşabilir ve sonuçta ‘koronal kütle atımı’ dediğimiz olay vuku bulur. Şiddetli patlama ile güneş maddesi uzayın boşluğuna hızla yayılmaya başlar. 700-1000 km/sn’lik hızlara çıkınca da, güneş çekiminden kurtularak yüklü parçacıklardan ibaret güneş maddesi gezegenler arası yolculuğu çıkar.. Bizi ilgilendiren dünyamızın bundan nasıl etkileneceğidir elbette. Bu esnada dünyada olağanüstü durumlar yaşanır. Öyle ki bu olayların şiddetli olduğu dönemlerde atmosfer koruması dışında kalan uydular bozulur, dünyada ise birçok elektronik alet ya bozulur ya da bundan şiddetle etkilenir. Şükür ki dünyamızın başına bu rüzgara karşı özel olarak tasarlandığı apaçık belli olan magnetosfer tabakası var. Bu manyetik zırh sayesinde Güneşin kozmik radyasyon sağanaklarını, delici ışınları ve öldürücü kozmik parçacıkları magnetosferin yön değiştirici etkisine takılır ve aşağı inemez.

Göğün Koruyucu Kalkanı

Güneşe soba ve lâmba dedirten bizdeki ısınma ve görme ihtiyacı değil mi? Aynı şekilde  geceye örtü dedirten de bizdeki istirahat ve dinlenme ihtiyacıdır. Keza   bizim acizliğim, nâzdarlığımız arza beşik dedirtiyor. İnsansız bir kâinat tasavvur edelim.  İnsan olmadan Güneşin  ziya vermesinin, Dünyanın hem kendi etrafında, hem de Güneş etrafında dönmesinin, gece ve gündüzün birbiri ardı sıra gelmesinin ve her kışı bir baharın takip etmesinin, atmosferin arz küresini çepeçevre sarmasının hiç bir manası yoktur.

Atmosferin bir kalkan gibi Güneş rüzgarlarının karşısında durması bize ‘göğü koruyucu bir kalkan kıldık’ âyetini hatırlatıyor.. Göğün bu güzel gözü güneş avizesi ilâhi nimetlerin ve tedbirlerin gök yüzünde parıldayan apaçık delili’. Kur’an, dünyamızı etrafında dolandıran Güneşten, Yaratıcı adına muhtelif âyetlerinde söz eder; onun dönen bir lamba olduğunu söyler. Hatta henüz ulaştığımız sırlarına da kapı açar. Meselâ güneş patlamaları ile oluştuğunu ve bazen 800 bin kilometre yüksekliğe kadar ulaşabilen alevlerinden söz eder. Daha da ilginci bu güneş yanardağlarının şeklini deveye benzetir. ‘Her bir kıvılcım, sanki birer sarı deve gibidir.’ (Kuran 77:33).

Güneşin Kaderi

Merkezdeki 15 milyon derece sıcaklığa rağmen bir gaz iyon-iyon kütlesi olan Güneş maddesi işte bu yoğun çekim etkisi ile güneşe sıkı sıkıya bağlı kalır. Bu yüzden güneş, basınç-çekim dengesi ile bir arada durur. Kalbimiz çalışmadığında bedende hayat sona ereceği gibi Güneş merkezindeki nükleer santral de çalışamazsa Güneş ‘teklemeye’ başlar. Bu durumda Güneşi bekleyen tehlike şudur: Merkezdeki füzyon reaktörü çekime karşı ‘gaz basıncını’ oluşturan ısı üretmeyi durdurursa (yani füzyon reaksiyonu durursa) çekim etkisi altında güneş içine kapanır ve çöker.

Harıl harıl yanıp duran nükleer santral merkezinde hidrojen yakılıp helyum üretiliyordu. Gittikçe Güneş merkezinin helyumca zenginleşiyor, merkez ağırlaştıkça da çevresini kendine doğru daha fazla çekmeye başlıyor. Merkezde hidrojen tükenmeye başlayınca Güneş artık kendi ağırlığını destekleyemez bir duruma gelir ve merkeze doğru çökmeye zorlanır. Merkez gittikçe sıkışır ve basınç gittikçe artar.. Bu aynı zamanda sıcaklığın da artması anlamına gelir. Sıcaklık Güneş merkezinde nihayet 100 milyon dereceye kadar çıkar. Merkezde bunlar cereyan ederken, Güneşin dış tabakalarında da önemli değişiklere şahit oluruz. Güneş balon gibi şişmeye genişlemeye başlar, şişme öyle şaşırtıcı ve beklenmedik ölçüde cereyan eder ki, artık Güneşin ucu nere başı nere belli olmaz. Bu esnada yüzey sıcaklığı 3000 dereceye kadar iner ve kırmızı renkli bir görünüme bürünür. Gök bilimciler kırmızı devleri gayet iyi biliyorlar. Çünkü gece gökyüzünde görülen Aldebaran, Betelgeuse ve Arkturuk gibi pek çok iyi bilinen parlak yıldızlar bir zamanlar bizim güneşimiz gibi parlayan yıldızlardı. Güneş gibi kütlesi küçük yıldızın sonu bellidir. Onlar kırmızı dev dönemine girdiler mi ‘sonun başlangıcı’ gelmiş demektir.

Güneşin Sonu Ne Zaman?

Tabii bu arada aklımıza takılan soru Güneş’imizde stoktaki mevcut hidrojeni ile’”daha önce kıyamet kopmazsa’”daha ne kadar süre hayatta kalacağıdır. Güneşimiz her saniyede 564 milyon ton kadar hidrojeni yakıp (560 milyon ton helyuma çevirerek) enerji ürettiğine göre hesaplama ile mevcut stokun ne kadar dayanacağını tahmin etmek kolay bir iş. Her saniyede yok olan 4 milyon ton hidrojen, meşhur ‘Enerji=kütle x ışık hızı karesi’ enerji-kütle denkliğinden elde edilen sayısal değeri saniyeden dakikaya, dakikadan saate; güne; yıla; yüzyıllara taşıdığımızda hidrojenin bitiş süresi için 5 milyar yıl sonucuna kolayca ulaşabiliriz. Evet, tüm hidrojenini bitiren güneş, merkezinde yoğun bir helyum ve şişmiş bir dış yüzeyi ile kıpkırmızı dev bir yıldız hâline geldiğinde, azgın ve hiddetli bir alev topu hâlini alır. Merkezinde, hidrojenin yanmasından kalan ve kül olan helyum da, sıcaklık yüz milyon dereceleri bulduğundan yanmaya başlayacak. Merkezdeki hidrojden bitip de çevre tabakalardaki hidrojenin yanması kabuğun olağanüstü genişlemesine yol açacak, helyumun tutuşması ise çevresinde hidrojen tabakasını söndürecek. Bu kıpkırmızı alev topu artık o kadar büyümüş ve şişmiştir ki, gökyüzünün büyük bir bölümünü kaplar hâle gelir.

Güneş Dünyaya Yaklaşacak!

Güneşimiz şimdi yavru gezegenlerini yutmaya hazırlanan bir dev anası misali tüm uzaya ateş ve alev püskürtmektedir. Dış yüzeyi şimdikine göre o kadar sıcak değildir, hacimce çok irileştiğinden, yaydığı ısıdan önce en yakın gezegenler etkilenecektir. İlk kurban hâliyle güneşe en yakın konumdaki Merkürdür. Kırmızı devin acımasız ateşi ile buharlaşıp eriyecektir Merkür. Sonra sıra Venüs’e gelecektir. Karbondioksit gazının çok zengin olduğu bu ikinci gezegen de kızgın alevlerin etkisinde kalarak bir hamlede çıra gibi tutuşup kül hâline gelecektir. Sonra sıra Dünyamızda.. Dünyaya yaklaştığında Kırmızı devin dış katmanları boşluk denilebilecek kadar ince olsa da ısı 822 derece kadar olacak. Bu dünyayı eritecek ısı sayılmaz.. Bu esnada üzerinde hiçbir canlı kalmamış olmasına rağmen dünya yine var olmaya devam edebilir. Dünyayı saran gazlar yine de hareketini ağırlaştıracak kadar yoğun olacağından Dünya ağır ağır Güneşin merkezine doğru kayacak. Merkeze doğru kaydıkça daha yoğun gaz tabakasına girecek, bu kere daha hızlı aşağı kayacak ve sonunda ısınacak, buharlaşacak ve yok olacaktır.

Kırmızı Dev Dönemi

Kırmızı dev hâline gelmiş güneşimizin merkezin sıcaklık 100 milyon dereceye çıkınca bu sıcaklıkta güneşin ‘külü’ niteliğindeki helyum ‘yanmaya’ başlar. Ne var ki hidrojenden sonraki füzyon reaksiyonları çok verimli değildir. Üçlü alfa süreci dediğimiz üç helyum çekirdeğinin bir karbon atomuna dönüştüğü reaksiyon için stok da 2-3 milyar yıl içinde biter. Bu şekilde kendini yiyip bitiren ‘kırmızı dev’ kendi içine doğru çökmeye zorlanır. Sıkıştıkça iç sıcaklık ve basınç korkunç boyutlara çıkar.. Sıkışma son safhaya geldiğinde güneş kendi merkezine doğru çekim kuvvetiyle dış tabakalarını sıyırıp atar. Çevresini atan Güneş şimdi sadece bir merkez çekirdeğinden ibaret kalmıştır. İç merkezde, atomların yörüngelerinde yer alan elektronlar, çökmenin daha ileri gitmesine engel olur. Bu anda güneş beyazımsı-mavimsi bir renkle ışıldamaya başlar. Güneş şimdi oldukça ufalmış hacmiyle hâlâ için için yanmaya devam eder. Soluk soluğa içindeki karbonu ve oksijeni yakarak daha ağır elementler üretilir. Güneş artık ‘kırmızı dev’ dönemini geride bırakmış, ‘Beyaz Cüce’ hâlini almıştır.

Beyaz ve Siyah Cüce

Beyaz cüce döneminde de füzyon reaksiyonu devam etmektedir. Güneş bu safhada tüm yakıtını demir hâline getirmiş, artık enerjisini de tüketmiştir. Elementlerin ilk harfi olan hidrojenle başlayan elementlerin yaratılış serüveni demirde sonlanır. Demir son duraktır. Bu süre 100 ila 200 milyon yıl devam edebilir. Beyaz cücemiz artık ışıyamaz. Soğuk ve karanlık uzayda kararıp söner. Bu tip sönmüş yıldızlara ‘siyah cüce’ diyoruz. Siyah cüceler yıldızların Evrendeki ‘kozmik mezarlarıdır’.

Meteorların neden çoğunlukla demirden ibaret olduğunu şimdi daha  iyi anlamış olmalıyız.. Çünkü meteorlar ölmüş yıldızların artıklarıdır. Uzak gelecekte beyaz bir cüceye dönüşmek Güneş’imizin kaderi.. Güneş bu safhaya ulaştığında milyarlarca yıl sıcak kalmayı sürdürse de dev hacmi öylesine sıkışmış durumda olacak ki, iç ısısını, bilinen en iyi yalıtıcıdan daha verimli şekilde içinde hapsedecek. Ancak iç nükleer fırın sönmüş olacağı için, uzayın soğuk derinliklerine doğru yayılan küçük ısı ve ışınım sızıntısını ikmal edecek yakıt rezervi kalmamış olacak.

Bir zamanlar haşmetli Güneşimiz olan şeyin cüce kalıntısı yavaşça soğuyup sönükleşecek olağanüstü katılıkta bir kristale dönüşecek. Sonunda tamamen silikleşecek ve sessizce, uzayın karanlığına gömülecek. Koskoca yıldızların da uzay sahnesinden çekilmesini bilim penceresinden seyreden insanoğlu ‘Her nefis ölümü tadacaktır’ âyetinin hükmünü gök yüzünde de geçerli olduğunu görmektedir.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz