FELSEFE, MÛSIKÎ, SAN’AT, HEKİM VE CERRAH

13 Kasım 2017 Pazartesi, 14:02

12-15 Ekim 2017 tarihleri arasında, ülkemizin, “Türk Nöroşirurji Derneği” ile birlikte, iki Beyin Cerrahisi Derneğinden birisi olan, “Sinir Sistemi Cerrahisi Derneği” tarafından düzenlenen, “Tecrübenin Işığında, Gençlerin Yanında” mottolu ve sloganlı, her zaman olduğu gibi sıra dışı, 13. Bilimsel Kongresi gerçekleştirildi.

Prof. Dr. İsmail Hakkı AYDIN Sinir Sistemi Cerrahisi Derneği Eski Başkanı- İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkan Danışmanı

Tecrubeli hocaların, gerek deneyimlerini ve gerekse sosyal ve san’atsal faaliyetlerini genç meslektaşlarına aktarması ile birlikte, genç beyin cerrahlarının akademik hayatlarının önemli merhalelerinde, farklı farklı kazanımlar elde edebilmeleri için, geniş bir perspektifte ilmi program icra edildi. Ben de, Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahisinin (Nöroşirurji) en kıdemli hocalardan biri olarak, “Felsefe, Mûsıkî, San’at, Hekim ve Cerrah” isimli bir konferans verdim.

Bu çerçevede konferansımı özetlemek istiyorum; Dünya’da iki kutsal mesleğin olduğunu, (Tıp Bedeni korur ve Hukuk Malı korur), San’atın, insanlığın doğuşundan beri süregelen, Tıbbın Sanat ile ilişkisinin çok eskiye ve mitolojik çağlara dayandığını, Mitolojik olarak Tıbbın nasıl doğduğunu izah ettim. Efsanevi boyutta, “Sağlık tanrısı da olan Apollon’un oğlu Asklepios, hem sağlık hem de hekimlik tanrısıdır. Asklepios, tabiatın sırlarını ve ölüleri diriltmeyi de öğrenir. Bunu Zeus öğrenir ve ondan korkar, sonra da yıldırımları ile Asklepios’u öldürür. Asklepios’u cansız bedeni göğe yükselir ve yıldızların arasına yerleşir. Asklepion, ilk çağ hastaneleridir. En büyüğü ve en ünlüsü Bergama’dadır. Zeus, Asklepios’u yıldırımları ile öldürünce, bu sırada hekimin yazmakta olduğu reçete, oradaki bir otun üzerine düşmüş, yağan yağmurla kağıttaki yazı toprağa karışarak her derde deva sarımsak meydana gelmiş. Lokman Hekim için de benzer hikaye anlatılır.” odaklı bir girişle, “Sağlık, Hastalık ve San’at Nedir?” sorularına cevap aradık.

Sağlığı, “İnsanın bedensel, anatomik, kültürel, çevresel, psikolojik, duygusal ve ruhsal olarak bir denge ve iyilik hali içinde bulunmasıdır.” Hastalığı ise, “Bu dengeyi, armoniyi, ahengi, estetiği, feed-back ve hemostazı bozan her şey!” diye yorumladık.

Peki, San’at Nedir? Thomas Munro için; “Sanat, doyurucu estetik yaşantılar oluşturmak amacı ile, dürtüler yaratma kabiliyetidir”. Kant’a göre; “San’atın kendi dışında, hiç bir amacı yoktur. Onun tek amacı kendisidir. Güzel san’atı, ancak DEHÂ yaratabilir!” Hegel’e göre; “San’attaki güzellik doğadaki güzelliklerden daha üstündür. San’at, insan aklının ürünüdür. Kendisine doğanın taklidinden farklı amaç ve hedef bulmalıdır.” Marks’a göre ise; “Yaratıcı eylem, insanın ve doğanın karşılıklı etkileşiminin bir merhalesidir. Bu, toplumsal bir karakter taşır. San’at, hayatı İNSANÎLEŞTİREN bir olgudur. San’at, ancak araştırıcı, yaratıcı, çok yönlü tümel(!) insana çabası içerisinde gelişebilir.” B. Croce’e göre de; “San’at, sezginin ve anlatımın birlikteliğidir. Bireysel ve teorik bir olaydır. Tabiat, san’atçının yorumu ile güzellik kazanır.”
Bana göre ise, “San’at; hayatı yaşanılabilir ve insanileştiren, âdemi ADAM ve İnsan-ı Kâmil yapabilen haslettir”.
Hekimin gayesi de; Hastaları sıkıntılarından kurtarmak, dengeli hale getirmek, armonik, estetik, hemostatik ve feed-back düzeyini muhafaza ve restore etmektir.
Amansız bir ağrısı acısı yaşadıktan sonra, acısı geçen hasta; “dünyaya yeniden gelmiş gibiyim” der. “SEDARE DOLOREM, OPİS DİVİNUM ARTEM.” ve “ARS LONGA, VİTA BREVİS” özdeyişleri de, bu çerçevede izah edilir.

CERRAHİ, BİR TIP DALI OLMASINA KARŞIN, SAN’ATIN TAM DA KENDİSİDİR

Cerrah mutlak bir san’atkârdır. Her ameliyat ayrı ve o hastaya münhasırdır. Her ameliyat bir bestedir. Bir ameliyatı, her cerrah kendinden de bir şeyler katarak farklı farklı yapabilir. Bir besteyi, farklı hanendelerin farklı icra etmesi yorumlaması gibi…

hekim cerrah ile ilgili görsel sonucuAmeliyatta kat’iyetle estetik bir unsur vardır. Cerrah, ruhundan ve san’atından o bedene bir parça aktarır. İnsan, Allah’ın yeryüzündeki temsilcisidir. Mukaddes bir varlıktır. Onunla iştigal edenler de bu sırra vakıf olmalıdırlar!

HEKİMLİK VE SAN’AT, BİRİBİRİNDEN AYRILMAMALIDIR

Rembrandt’ın “ANATOMİ DERSİ”, “Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi” Bruegel’in, “KÖRLER” konulu tabloları, Molier’in, “HASTALIK HASTASI”, ve Peyami Safa’nın, “DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU” ve Leonardo da Vinci, St. Pietro Katedralinin kubbesini inşa ederken, KRANIUM’u model olarak alması, tıbbın san’ata yansımasıdır.
Hekimde olması gereken hasletler ise; İnanç ve Duyarlılık, Hassas bir kalp, Erdem, Nezaket, Zerafet, Güçlü ve Engin bir hafıza, Ummani bir ruh, Derin bir sezgi, Geniş kültür, Bilgi birikimi, Değerlendirme ve ani karar verme kabiliyeti, Dikkatli bir gözlem ustalığı, İyi bir araştırıcılık, Usta bir yorumculuk ve Mahir bir Kompozitörlüktür.

Uğraş alanları ve hedefleri insan ve hayat olan tip ve san’at, iç içedir. bu sebep ile, diğer mesleklere oranla hekimler san’atla daha fazla haşir neşir olmaktadırlar.
Cerrahide usta-çırak ilişkisi, san’atta rahle-i tedristen geçmek gibidir.
Hekim, faniliğine nisbet, kalıcı eser bırakmakla, san’atla ebedi kalabilme arzusunu yerine getirmektedir.

Doğuştan var olan genetik kodlardaki san’at şifreleri mi hekimleri musikiye, san’ata yönlendiriyor, yoksa hayati ve sağlığı armoni, estetik ve balans olarak gören hekimlik mi, doktorları musiki ve san’ata yönlendiriyor? Bu bir muamma… Nitekim, hangisi hangisini tetiklemiş, bilmiyoruz.

İYİ BİR HEKİM, İYİ BİR CERRAH OLABİLMEK İÇİN, SAN’ATÇI RUHUNA SAHİP OLMAK GEREKİR

Tıpta çok önemli bir çığır açan LAENNEC, başarılı bir flütçü olmasaydı, musiki ile olan münasebetini hekimliğine yansıtmasaydı, basit fakat temel bir muayene aleti olan STETESKOP’u keşfedebilir miydi? Prof. Dr. Bülend TARCAN, uluslararası düzeyde bir çok beste yapmış, Türkiye’de modern Nöroşirurjinin kurulmasına ve gelişmesine çok önemli katkılarda bulunmuştur. Violonselist, Cerrah Theodor Billroth, yakın arkadaşı Bramhs’ın eserlerini dinlemeseydi, düzeltmeseydi, müzik ile dinlenmeseydi, o muhteşem ameliyatları yapabilir miydi? El-KİNDİ, (İlk Türk musikisi nazariyatını yazdı. Musiki ile tıbbi bilgileri sentezleyip, musiki ile tedavinin çok önemli olduğunu ortaya koydu.), FARABİ, ( Hekim, Filozof, Alim, Astronom, Müzikolog. Kanun sazının prototipini yaptı. Musiki ile tedavi üzerinde durdu) İBNİ SİNA, (Hipokrat ve Galen ile tıbbın abidevi temel üçgeni, Musikinin insan bedeni üzerindeki etkilerini ilmi kurallara bağlamış ve tedavide kullanmıştır.) EBUBEKİR RAZİ, (Hekim, Filozof,), İBNİ MEYMUN, (Hekim, Filozof), İBN-İ RÜŞT (Hekim ve Filozof) ve çağdaşları ile daha niceleri…
Organizasyonda emeği geçen tüm meslektaşlarıma teşekkürlerimle birlikte, çok yeni bir rubâimizi kaarilerimizle paylaşalım!

HİCRAN SENİN!

Bir güzel aklın alıp gitmiş sonun hüsran Senin.
Aldatır hep nazlı dilber, sanma ki devran Senin.
Yazmış olsan da rubâîler ona yüz bin defa,
Yok bu Âlemde tahayyül ettiğin Hicran Senin!

http://www.angelfire.com/ia/ismailhakkiaydin/

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz