Eğitimde Planlama, Muhteva ve Metod…

27 Ocak 2018 Cumartesi, 11:44

Türkiye’nin gündeminden düşmeyen en önemli tartışmalardan biri eğitim meselesidir. Yazboz tahtasına dönen ve içinden çıkılmaz bir hal alan bu problem nasıl çözülür? Türkiye’nin geleceğini çok yakından ilgilendiren eğitim meselesine köklü çözümler bulmak için nereden başlamak gerekir? 

Prof. Dr. Osman Çakmak ile eğitimdeki planlama, muhteva ve metod gibi ana meseleleri ve bunların çözümleri üzerinde konuştuk. 

  • Söyleşi: Kemal Çiftçi

Prof. Dr. Osman Çakmak

Ülkemizin üniversite önünde yığılmayla sonuçlanan zorunlu lise eğitimine ne kadar ihtiyacı var? Bu ülke insanının asıl ihtiyacı sanat ve mesleki eğitimi değil mi? Meslek eğitiminin önünü açmak için neler yapılabilir? 

Eğer ülkemiz insanlarının hepsini de üniversite mezunu yapmak gibi bir politikamız olsaydı lise eğitimini zorunlu yapmanın bir anlamı olabilirdi. Diğer okulları bir yana bırakalım da ülkemizin en gözde okulları olması gereken Fen Liselerine bakalım. İlköğretim döneminde sınavını kazanmak için öğrencinin üç senesini (şimdi dört senesini) harcadığı Fen liseleri ve Anadolu liselerinde beyin gücümüzü yapacak ve geleceğimizi şekillendirecek bilim adamı ve araştırmacıların yetiştirildiğini söyleyebilir miyiz?  Bugünkü şekliyle fen liseleri ileri düzeyde üniversiteye hazırlık dershanesi gibi çalışıyor. Öğrenciler, bu liselerinde ileri fen ve teknoloji dersleri ve uygulamaları değil, fen dallarında hazırlanmış en az 3- 5 takım test külliyatını bitirmeye odaklanmış vaziyetteler. Amaç ise sınavda çıkması muhtemel tüm konuları derinlemesine öğrenmek değil, sınavda çıkması muhtemel soruları ezberlemek.

Tabii böyle olunca müfredatta yer alan çoğu dersler aksıyor, örneğin laboratuvar ve uygulama, sanat-spor, gezi -gözlem, kültür dersleri göz ardı ediliyor. Fen lisesinde öğrenci belki de çoğu kere tek bir deney yapmadan mezun oluyor. Öncelikle çözülmesi ve odaklanılması gereken nokta burası.

Meslek liselerinde eğitimin uygulamalı hale gelmesi ve günün şartlarına göre düzenlenmesi için birinci adımda neler yapılabilir? 

Mesleki eğitime muhteva kazandırmanın en önemli bir adımı ve yolu, Milli Eğitim Bakanlığının bu okullar üzerindeki tekelini bırakmasıdır. Meslek okullarının müfredat ve eğitiminin yönlendirilmesi, meslek ve iş dünyasına verilirse, o zaman her meslek kuruluşu ülke ve piyasa gerçeklerine göre bu okulları yönlendirmeye başlayacaktır; uygulama ve tecrübe ağırlıklı eğitim etkisini göstermeye başlayacaktır. Bunda hiç şüpheniz olmasın.  Daha önemlisi ihtiyaçlara göre planlama devri başlayacaktır. Eğitimde planlama diye bir kavram ile tanışmış olacağız. İhtiyaca göre kontenjanlar belirlenince de mezunlar işsiz kalmayacaktır.  Okullar böylece gözde hale gelecektir.

İş ve meslek dünyasından her kurum kendi müfredatını oluşturarak okul açabilmeli. Devlet ise sadece organize rolü üstlenmeli ve vatandaşına güvenmelidir, diyorsunuz. Milli Eğitimin yükünü azaltacak bu tür köklü çözümleri neden gündeme getiremiyoruz?

Sonuç olarak, Milli Eğitim Bakanlığının yapacağı en büyük değişim, kendi tekelindeki meslek okullarının müfredat oluşturma yetkisini bırakması ve ilgili meslek kuruluşlarına devretmesi ya da ortak etmesidir.

education ile ilgili görsel sonucu

Bir ülke evladı düşünün ki, 12 yıl okuyor ardından 4 yıl üniversite daha okuyor, yani hayatının 16 yılını eğitime ayırıyor. 16 yıl boyunca aile bunca masrafa giriyor. Haftanın 5 günü okula gidiyor, yazıyor ve çiziyor.   Bu 16 yılın sonunda bu kişi, mesleğini doğru dürüst öğrenemiyor. Mezun olunca da iş bulamıyorsa …

İhtiyacımız olan şey eğitimin uygulama ile tanışması ve mutlaka kontenjanların ülke ihtiyacına göre belirlenmesidir.

Herhalde yaptığımız yanlışlık Lise eğitimini üniversiteden bağımsız olarak ele alınmasıdır.  Böyle olunca   resmin bütününü göremiyoruz.. Liselerde yapılacak eğitim reformunu yüksek öğretimle birlikte düşünmek gerekmez mi?  Üniversite hocası olarak görmediğimiz nokta neresi sizce?

Bir üniversite hocası olarak gördüğüm kadarı ile üniversitelerde eğitimi yozlaştıran unsurların başında ders ücretli eğitim sistemi ile tek vize ve tek finalden ibaret sınav sistemi geliyor.. Üniversitelerde sınav için eğitim yapılır hale gelmiş ve yozlaşmış bir eğitim yapısı var. Bu yüzden öğrenci bilgiyi hazmetmeden-mesleğini öğrenemeden mezun olmaktadır.

Ders ücreti cazibesi ile haftada 20 saat, hatta 30 -40 saat ders veren üniversite hocası, gecesi ve gündüzü ile dersliklere kapanmaktadır.

Eğer üniversite eğitimi ciddi ve sağlam hale gelirse kontenjanlar ülke ihtiyaçlarına göre planlanırsa üniversiteler şimdi olduğu gibi diploma fabrikası olmaktan kurtulur. Güçlü öğrenciler kendinde okuma gücü ve yeterliliği bulan öğrenciler gider.  Böylece istediğimiz mesleki eğitime yönelme kendiliğinden doğal olarak ortaya çıkar.

Konu ile çok bağlantılı olmayabilir ama şu soruyu da sormadan edemeyeceğim. Konu  okul ve eğitim problemleri olunca yanlış yere bakış devam ediyor.  Bunu neye atfediyorsunuz?

Bu eğitimin, ezberletilenlerin dışına çıkamayan insanlar, müstemleke mentalitesinde muti vatandaşlar yetiştirmek üzere tasarlandığı hususu kolayca görülen bir gerçek olmayabilir. Evet bu eğitim, koruyucu rolünü üstlenmiş aristokrat bir zümrenin hâkimiyetinin devamına sorgusuz şekilde hizmet etmeye hizmet eden eğitim yapısıdır. Derin güçlerin önünde diz çöktürmek, dışa bağımlı, üretmeyen, sadece tüketen, gösterileni kopyalayan bireyler haline getirmektir amaç.

Üretmeyen ancak tüketen toplumlara biçilen rol bilgi ve sınav odaklı eğitimdir. Ülkemiz gerçek atılımı, eğitimi sorgulayıcı ve bu yapıdan kurtarmakla gösterebilir. Öğrencide bilgisiyle yaşadıkları arasındaki dev uçurumları kaldıracağız. Bu uçurum telafi eden reformları hayata geçireceğiz.

 Sonuç getirecek reformlarla, yerleşmiş yanlış bakışı ve felsefeyi- bilgiye ve sınavlara odaklanmış anlayışı- değiştireceğiz.  Bir tuğla yığınından bina ortaya çıkmıyorsa, bilgi yığını da bilimsel düşünceyi doğurmuyor ve kısaca bilimin kendisini ortaya çıkarmıyor. Okullar ürünlerini çürüğe çıkaran bir fabrika gibi çalışmaktan kurtaracağız.  Merkezi sınavların tek seçenekli “doğru cevapları” içinde boğulan gençlerin bilimden ve eğitimden nasıl soğutulduğunu göreceğiz.

İlgili resim

Öyle bir eğitim yapısı hayata geçecek ki öğrenci, sürekli bilgiyi üreten ve kullanan özne konumuna çıkarılacak. Öğrenci temel hayat becerileri olan yazma, konuşma, düşünme ve iletişim becerileri konusunda uzmanlaşacak.

  “Eğitimin tarzı” asıl sorun olarak görülmektedir. Nasıl bir “öğrenme metodu” hayata geçirelim ki insanımızı kendi aklının sahibi ve bilgiyi kullanabilir hale getireceğiz?

İnsanlar öğretilen şeylerin birbiriyle anlamlı ilişkileri üzerinde düşünebilme, anlamlı ilişkilerden bir sonuca varabilme ve bütünü kavrayabilme ve düşünme yeteneğine sahiptir. “Bilgiye odaklı” ve “tekrarlamaya dayalı” bir eğitim sistemimiz var. Sorgulama yapmadan öğrenme ve bilgi yükleme üzerine kurulu bu yapının esasının ise “şartlı öğrenme” teşkil ediyor.
Eğitim zihnî boyuttan (muhakeme, akıl yürütme, yorumlama vb.) uzak bir şekilde, daha önceki bilgilerle ilişkilendirilmeden yürütülmeye başlandığında “şartlanmaya dayalı öğrenme” kendiliğinden doğacak ve etkisini göstermeye başlayacaktır. Böyle bir eğitim süreci öğrenciyi, yalnızca ‘evet-hayır’ kesinliğiyle hâdiseleri ele almaya teşvik edecek, öğrencilerin fıtraten sahip oldukları şüphe ve merak hislerini dumura uğratacaktır. Böyle olunca da okuduğu her yazıya, duyduğu her söze ve ileri sürülen her fikre düşünmeden inanması istenen öğrenci, hür düşünmeyi, düşünce üretmeyi, başka fikir ve görüşlere karşı saygılı olmayı öğrenemeyecektir.

İnsanı robottan ve hayvandan ayıran en önemli bir özelliğin yaptıklarının anlam ve hikmetini bilmesidir. Eğer bildiğimiz her şeyin mümkün olduğunca şuuruna varamıyorsak, yani “açıklayabiliyor” değilsek şartlanmanın tuzağına düşmüşüz demektir. Bu yüzden her öğrendiğimizi, neyi niçin öğrendiğimizi hayattaki karşılığını ve ne işe yaradığını öğrenmek zorundayız.  Öncelikle eğitimdeki bu muhteva sorununa el atacağız. Eğitimin testler yoluyla, tek doğruları aktaran bir köleleştirme vasıtası olduğunu   herkese göstereceğiz..

Bir de eğitim dünyamızın muhteva sorunu, daha doğrusu kimlik problemi var.  Bu sorun nasıl aşılır sizce?

Her şeyden önce eğitimin bir dayanak-Arşimet noktası olacak. Kendi değerlerimizi bir yana bırakarak dışarıda çözüm arama anlayışına son vereceğiz.

Eğitimin neye hizmet ettiği; okullara niçin gittiğimiz belli olacak.  Bunun için de bu ülkenin çocuklarına yeniden büyük idealler, ufuklar, rüyalar ve iddialar armağan edecek, insanımızın tarih yapmasını mümkün kılan temel inanç ve imanî kaynakları, medeniyetinin kurucusu, çığır açıcı şahsiyetlerini eğitim sistemine dahil etmeye yönelik projeler üretilecek..

Sonra da eğitimin felsefesi ve eğitimi niçin yaptığımız konusu açıklığa kavuşturulacak. Düşünün ki siz bir öğrenme mekanizması ile donatıldığınızı bilmiyorsunuz, beynin nasıl öğrendiğinin farkında değilsiniz, bilgi ve eğitimin ne anlama geldiğinin şuuruna varmamışsınız, beyin boş bir kutu, bu boş kutuya habire bilgi yığmayı eğitim zannediyorsunuz. Bilginin sürekli yenilenen canlı tabiatının farkında değilsiniz. Evet her bilginin modası geçiyor. Modası geçmeyen bir şey varsa o da “öğrenmeyi öğrenmedir”.

Eğer eğitimi “ihtiyaç odaklı, meraka ve keşfe dayalı” bir platforma çekebilirseniz eğitimi eğitir hale getirebiliyorsunuz.. Aksi halde bir eritim sürecine dönüşüyor.  Eğitim deyince sınavlarda nasıl başarılı oluruz konusu değil, çocukların meraklarını nasıl geliştiririz ve bilimi nasıl sevdiririz konusu gündeme gelecek.. Şunu unutmayalım ki     ahlaki değerlerle mücehhez  olma yanında üretken ve  icat edebilen nesiller yetiştirilmesi ülke gelişiminin asıl mihenk noktasıdır.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz