FELSEFENİN ÖNEMİ

12 Nisan 2018 Perşembe, 09:23

Bizim kendimize ait bir felsefemiz var mı, olmalı mı? Olması gerekiyorsa nasıl olacak? Bunun yolu, yöntemleri nelerdir?

Kemal Çiftci

Bilim, Teknoloji, Sanayi, Ekonomi, Diplomasi, Kültür, Siyaset, Hukuk, Sağlık, Eğitim, Sanat-Estetik, Şehircilik, Eğitim, Spor… Birleşik kaplar misali, bunların seviyeleri çoğu zaman birbirlerine yakındır. Bir başka ifadeyle, bu alanların herhangi birinde ileride olan bir ülke, diğer çok geride değildir.  Zira hepsinin temelinde düşünce ve hayal gücü var. Adına ister hikmet, ister tefekkür veya akletme, hatta kelam deyin. Ne derseniz deyin farketmez…. Sonuçta her şey düşünce ile, bir hayal ile başlar. İnsanoğlunun uçma, uzaya gitme macerası da öyle başladı. Gökyüzünü inceledi, kuşlara özendi ve günün birinde bu hayali gerçek oldu.

İslam’ın Altın Çağı olarak bilinen dönemlerde,  Bağdat merkezli “Beytül Hikme” vardı. Ve her milletten dinden, farklı inançlardan ve görüşlerden insanlar burada istihdam edildi. Fikir ve bilim üretimine müsait bir zemin hazırlandı. Yetenekli bilim insanları ve bürokratlar yetiştirildi. Bu sistem içinde yetişen bürokratlar bir dönem devlet yönetiminde çok etkili oldular. Bilhassa Abbasiler zamanında…

Selçuklu dönemindeki Nizamiye Medreseleri ve Osmanlı’daki Enderun sistemi de benzer fonksiyonları üstlendi. Bu kurumlar zaman içinde yozlaşıp sönükleşince de İslam toplumları duraklamaya, gerilemeye başladı.

Avrupa’da ne zaman ki üniversiteler yaygınlaştı, o zaman oralarda da aydınlanma başladı. Daha sonraları ortaya çıkan Bilimler Akademileri ise bilimin yaygınlaşmasına ve teknoloji üretimine zemin hazırladı. Ne yazık ki biz bu süreci ıskaladığımız için bilim ve teknolojide çağı gerisinde kaldık.

Tarihin her döneminde felsefe önemini muhafaza etmiştir. Ancak günümüzde felsefe çok daha önemli hale geldi. Zira kuantum, yapay zeka, kaos teorileri, fraktal geometri, pozitivizm, indeterminizm gibi yeni kavram ve akımların tartışıldığı bir ortamda, felsefe olmadan bir şey yapılabilir mi? Bulanık mantık sayesinde ortaya çıkan akıllı makinelerin, sanayide 4.0 devriminin konuşulduğu, makinelerle makinelerin iletişim kurduğu bir döneme giriyoruz. Nasıl bir bilim felsefesi ile bütün bunları yapacağız?

İnsan klonlama, tüp bebek, taşıyıcı annelik, insansı robotlar vb. etik tartışmaları hangi felsefe ile yapacağız?

İngiliz filozof Jacob Bronowski şöyle demişi:  “İnsanoğlu güçle değil, daha iyi anlayarak tabiata hâkim olabilir”. Yine Boronowski, “Mutlak bilgi yoktur. Böyle bir iddia, ister bilim adamlarından, isterse dogmacılardan gelsin, trajediye yol açar.” demişti.

Netice olarak bizim kendimize ait bir felsefemiz var mı, olmalı mı? Olması gerekiyorsa nasıl olacak? Bunun yolu, yöntemleri nelerdir? Bütün bunların araştırılacağı zeminlere ihtiyaç var. Bu da ancak Felsefe Fakültesi veya Felsefe Enstitüsü gibi kurumlarla mümkün olabilir. Nitekim dünyanın birçok ülkesinde yüzyıllar öncesinden bu isimle fakülteler veya enstitüler kurulduğunu görüyoruz. Sırbistan ve Yunanistan gibi ülkelerde bile Felsefe fakülteleri varken bizde neden olmasın?

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz